Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /srv/users/serverpilot/apps/milasbakis/public/wp-content/themes/the-rex/single.php:1) in /srv/users/serverpilot/apps/milasbakis/public/wp-content/themes/the-rex/single.php on line 13
Tahayyül ile tahammül ile ittifak şart! … – Milas Bakış Gazetesi – Milas Haberleri

Tahayyül ile tahammül ile ittifak şart! …

1750
1
Paylaş:

BAKTIKÇA / A. Kemal KAŞKAR –

Tahayyül (hayal) etme ufkunuz ne denli genişse, güçlüyse tahammül etme (dayanma, katlanma) sınırlarınız da o kadar geniştir, genişler. Bunu; ister dar ister geniş(çe) olsun günlük yaşamınızla belirlediğiniz dünya üzerindeki yeriniz-yurdunuzdan tutun, ilgilenseniz de ilgilenmeseniz de ‘siyaset alanı’na kadar tarih içindeki yürüyüşünüzün hemen hemen her adımında rahatlıkla test edebilir, doğrulayabilir, uygulayabilirsiniz.

Dev-Gençlik günlerimden beri hep söylediğim gibi, siyaset sizin onunla ilgilenip ilgilenmemenizi zerrece dikkate almaksızın geleceğinize burnunu soka soka ona şekiller verip (çok zaman da ‘şekilsizleştirip’) sizi etkiler durur. ‘Etkiler’ derken; teslimiyetten direnişe kadar sonsuz-sınırsız tavır-duruş seçeneği arasından bazılarını seçip her gün karşı karşıya kaldığınız yol ayrımlarını tercihler yapa yapa geride bırakırken kendinizi nasıl hissettiğinizle ve giderek karakterinizle ilgili olağan-sıradan bir durumdan (belki de çok büyük bir sorundan) söz etmeye de çalışıyor ve tam da buraya şunu ekliyorum: ‘Tahayyül’ ile ‘tahammül’ arasında doğru orantılı (azsa azaltan, çoksa çoğaltan) bir ilişki var. (Ben ‘tahammül’ü, -dayanma anlamını öne çıkarıp- ‘sabır arttırıcı direniş kaynağı’ olarak tavsiye etmişimdir hep. Elbette aksini -yani ‘katlanma’ anlamında bir tür boyun eğmeyi- tercih edenler de olabilmektedir …)

Bu anlamda bir yandan ülkemizin ve tabii ki de dünyamızın bugününe-yarınlarına dair söz-karar hakkı kazanmanın, ‘görevler-sorumluluklar’ edinmenin büyük önemini vurgulamaya çalışırken, öte yandan sözü sevgili ülkemizin, en başta ‘ekonominin alanı’ olmak üzere bir dizi alanda sokulduğu ‘çıkmaz sokaklar’dan daha çok zaman yitirilmeksizin çıkartılması gerektiğine getirmek istiyorum … Bu çerçevede, ‘Sevgili Ana Muhalefet Partisi’nin 37’nci kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşmada dikkat çektiği ‘Ülkemizin 5 temel sorunu’ ile bu sorunların çözümü için atacaklarını vaat ettikleri 13 adımı paylaşmak istiyorum …

Bunu, ülkemiz siyasetinde ‘ittifak/ortaklaşma geleneği’ne davetiye olsun diye ve ille de ‘bir tahayyül-tahammül sarmalı’ oluşturma arzusuyla yapıyorum …

Ülkemizin 5 temel sorunu!

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 37. kurultayında yaptığı konuşmada “Tek Kişilik Saray Hükümeti”nin Türkiye’yi karşı karşıya bıraktığı 5 temel sorunu şöyle dile getirmiş:

1.Demokrasi sadece kâğıt üstünde kalmıştır. Yasama, yargı ve medya bir kişinin vesayeti altındadır.

2.Ekonomik bağımsızlığımız tehlike altındadır. Vatandaştan toplanan vergilerin ve yapılan borçlanmaların büyük bir kısmı içerde ve dışarıda bir avuç çıkarcıya aktarılırken, milletimiz korkunç bir işsizliğe mahkûm edilmektedir.

3.Dış politikada, egemen güçlerin taleplerine boyun eğen bir Türkiye profili ortaya çıkmıştır.

4.Sürekli değişen eğitim politikalarıyla, Türkiye bilgi çağından koparılmıştır. Çocuklarımız eğitimde adeta denek olarak kullanılmaktadır.

5.Etnik kimlik, yaşam tarzı ve inanç eksenli siyasetle toplumsal barışımız derin yara almıştır. “Tek Kişilik Saray Hükümeti” iktidarını sürdürmek için kamplaşmayı, kutuplaşmayı ve ayrışmayı çözüm olarak sürdürmektedir.

5 temel sorunun çözümü için 13 adım!

Kılıçdaroğlu daha sonra bu sorunların çözümü için (Cumhuriyet’in ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşunun 100. yıldönümünün kutlanacağı 2023 sonrası dönemi ifade eden ve oybirliği ile kabul edilen) ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’ni açıkladı. Bu beyannamede atılacağı vaat edilen 13 adım özetle şöyle:

1.Yeni Anayasa- Yeni anayasa ile güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme geçeceğiz. Güçlü demokratik parlamenter sistem için geniş toplumsal mutabakat sağlanacak. Darbe hukukundan arınmış yeni bir anayasa yapılacak. Bugüne kadar anayasalar hep vesayetçi kurumların baskısıyla oldu. En son OHAL koşullarında yapıldı. Biz bütün tarafların katılımıyla, darbe hukukundan arınmış bir anayasa yapacağız. Cumhurbaşkanının tarafsız olması sağlanacak, partili cumhurbaşkanlığı uygulamasına son vereceğiz. Kuvvetler ayrılığı olacak. Vesayete son vereceğiz. Düşünceyi ifade, örgütlenme, basın özgürlüğü koşulsuz güvence altına alınacak. Hukukun üstünlüğünden vazgeçen devlet organize suç örgütü haline dönüşür.

2.Toplumsal Barış- Başta Kürt sorunu olmak üzere tüm toplumsal sorunlar, demokrasi temelinde ve TBMM öncülüğünde çözülecek. Türkiye’nin tam bağımsızlığı ve demokrasisi güçlendirilecek. Kürt sorununu egemen güçlerin manivela olarak kullanmasına asla izin vermeyeceğiz. Kadın-erkek fırsat eşitliği sağlanacak. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi öncelikli devlet politikası haline getirilecek. Tüm terör örgütleriyle, yeraltı örgütleriyle mücadele, ödün verilmeksizin sürdürülecek.

3.Liyakat Sistemi- Devlet hizmetlerinin partizanca, çıkar amaçlı olmasının önüne geçilecek. İşi ehline vermek devlet politikası olacak. Güreşçiler banka yönetim kurulusu üyesi, akademik hırsızlar rektör, rüşvetçiler büyükelçi olmayacak.

4.Seçim Yasası Değişecek- Seçim barajı kaldırılacak. Milletin vekilini genel başkanlar değil millet seçecek. Cinsiyet kotası getirilecek, kadınların parlamentoda temsili yasal güvenceye alınacak. Bütün partiler bu kotaya uymak zorunda kalacak.

5.Siyasi Ahlak Yasası çıkarılacak. Vatandaşla siyasetçi arasında güven inşa edilecek.

6.Kamu İhale Kanunu yeniden düzenlenecek- Devlette itibar israfı önlediğimiz ölçüde artar. Halkın iktidarında hastanenin kaça yapıldığını vatandaş bilecek. Kamu özel yatırımları ile vatandaşın parasını alan bütün yatırımları inceleyeceğiz, düzenleyeceğiz.

7.Sayıştay gerçek işlevine kavuşacak, ‘Ulusal Vergi Konseyi’ kurulacak, TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu oluşturulacak. Ulusal Vergi Konseyi’nin raporları Resmi Gazete’de yayımlanacak, TBMM’de kesin hesap komisyonu kurulacak. Başkanı muhalefetten olacak. Biz iktidar olacağız ama bu komisyonun başkanını muhalefetten seçip hesap vereceğiz.

8.Güçlü bir ‘Stratejik Planlama Teşkilatı’ kurulacak.

9.Eğitim sistemi tüm bileşenlerin ortak çabasıyla yeniden yapılandırılacak.

10.Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya teslim etmek için ekosistem kurulacak.

11.Aile Destekleme Sigortası olacak, asgari gelir desteği sağlanacak. Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.

12.Merkez-yerel dengesi yeniden oluşturulacak: Yerel yönetimlerin gelirleri arttırılacak, kayyum uygulamalarına son verilecek, seçimle gelen başkanlar ancak seçimle gidecek.

13.İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin kurucu ortaklığıyla ‘Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’ kurulacak.

İttifak şart!

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in CHP’nin 37. Olağan Kurultayı ile ilgili şu değerlendirmesine -katıldığımı da not ederek- yer vermek istiyorum yazımın sonunda:

“İktidarın yolu ittifaktan geçiyor. Hiçbir siyasal parti Türkiye’de tek başına kendi ilkeleriyle kendi duruşuyla iktidar olamıyor. AKP, MHP, CHP, İYİ Parti, HDP, herkes o yüzde 51’i hedeflediği için ittifak çatıları kurmak mecburiyetinde. CHP de bunun dışında kalamazdı. CHP bu anlamda en doğrusunu yapıyor.”

Demem o ki: CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘sakin-sabırlı güç’ olarak değerlendirdiğim siyasetçi karakteriyle başarılı bulduğum ‘siyaset tarzı’ ile ortaklaşabilmek ancak ve ancak ‘yüksek tahayyül ve tahammül kabiliyeti’ ile mümkün … Buna da muhalefetin tüm renklerinin içtenlikle ve titizlikle çalışması-alışması gerekiyor …

Herkes kendi rengini temsil ededursun, ama sevgili ülkemizin bugününü yarınlara bağlayacak ‘rengarenk’li (ya da Can Yücel’ce deyişle ‘rengahenk’li) bir gökkuşağı köprüsü kurulsun!




“Kadına yönelik şiddetle, aile içi/ev içi şiddetle mücadelede ‘İstanbul Sözleşmesi’ uygulansın!”

Gündemi yakalamaya çalışıyorum. Bu anlamda bugün değinmek istediğim konulardan biri de ‘İstanbul Sözleşmesi’ eksenli tartışmalar …

Avrupa Konseyi bünyesinde oluşturulan ve 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan, kadına yönelik ve aile içi şiddetle mücadele ve bu şiddetin önlenmesine ilişkin bir ‘insan hakları sözleşmesi’dir ‘İstanbul Sözleşmesi’ … Ülkemizin ve elbette ki dünyamızın da can alıcı bir insan hakları ihlali olarak yaşadığı bu sorunu kapsamlı şekilde ele alan bir uluslararası metin olarak İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik ve aile içi/ev içi şiddetle etkili mücadele hedefiyle güvenli yaşam için atılmış çok önemli bir adımdır.

Sosyal, kültürel, hukuksal alanlar-anlamlarda kadın ile erkek arasındaki eşitliğin gerçekleştirilebilmesi için bir çağrı olarak da ele alınması gereken İstanbul Sözleşmesi; fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik bakımdan ev içi/aile içi şiddeti, taciz amaçlı takibi, tecavüz dahil cinsel şiddeti, cinsel taciz, zorla evlendirme, kadınların sünnet edilmesi, kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama anlamındaki tüm hak ihlallerinin önlenmesi, mağdurların korunması ve ağırlaştırılmış cezalarla caydırılmaları gibi çare/çözüm yolları, arayışları içermektedir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde ‘ilk imzacı ülke’ olan ülkemizin gündeminde bir süredir bu ‘sözleşme’ye taraf olmaktan vazgeçilmesi yönünde bir tartışma giderek öne çıkarılıyor.

Bu tartışma, (kendisini “ümmetin buluşma noktası” sloganıyla tanımlayıp-tarif ve anons eden) ‘Türkiye Düşünce Platformu’ tarafından hazırlanıp Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulan bir rapor ekseninde başlatılmış durumda … Başbakan Erdoğan’ın bir icraatının daha Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ‘yok edilmesi’ talebini içeren bu rapor, ülkemiz siyaset sahnesinde, iktidar ve aktif-pasif birçok destekçisi arasında çok dikkat çekici ‘yeni kırılmalar’ yaratarak tartışılıyor. Oysa ki kadın cinayetlerinin artarak sürdüğü koşullarda yapılması gereken ‘İstanbul Sözleşmesi’nin büyük bir duyarlılık ve titizlikle uygulanması iken, yine ısrarla ‘tersine bir gidişat’ seçeneği dayatılmak isteniyor …

Uzatmaya hiç gerek yok. ‘İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması savunusu eşliğinde bu konuda söylenecek en doğru söz yine şu:

‘Kadına yönelik şiddete, aile içi/ev içi şiddete HAYIR!’




ikebana

Can YÜCEL –

Bir adam n’a’a’pabilirdi?

Ya ölür papatyaya karışır

Ya da siyasete …

İkisi de ölüm olduğuna göre

Güllere karışması daha doğru değil mi?

Hem o da rengini iyi seçersen,

Bir bakıma bir siyasettir hoş …

Canfeda / Mayıs  1986 – Sayfa 39)

Paylaş:

1 comment

  1. Adem Tuğrul 8 Ağustos, 2020 at 08:26 Reply

    Seçim sistemi değiştirilerek, barajlar kaldırılmalı. Her seçmen kendi partisine oy vermeli. İttifaklar seçimden sonra kurulmalı. Merkezden milletvekili adayı belirleme oranı tüm partiler için yüzde 20 ile sınırlandırmalı.

Yorum Bırak